Giydirme Cephe Sistemleri

Günümüz mimarisinde, giydirme cephe sistemlerinin kullanımı oldukça yaygın. Son on yılda özellikle hava kontrolü performansı açısından evrim geçiren sistemler, geçmişte su izolasyonu konusunda oluşan problemler, günümüzde gelişmiş detaylı tasarım bileşenleriyle çözülebiliyor. Birçok giydirme cephe sistemi imalatçısı, dış duvar sistemlerinde de kullanılabilecek, kaliteli ürün çizgisine sahip bileşenleri öneriyor. 

Giydirme cephe sistemleri, yapı strüktürüne bağlı, genellikle kattan kata olan hafif dış kaplamadır. Yatay ve dikey cam ya da metal panellerle tanımlanan bu sistemler, farklı cephe tasarımlarına da olanak sağlıyor. Ayrıca giydirme cephe sistemleri, strüktürel sapmaları düzenlemeye, su sızıntısı ve hava kaçağını önlemeye, güneşin zararlı etkilerini minimuma indirmeye ve uzun ömürlü performans göstermeye yönelik olarak tasarlanıyor.

Giydirme cephe sistemleri, işlevleri ile temel yapı inşaatında uyulması gereken kurallara da örnek teşkil ediyor. 


Tasarım Prensipleri

Binanın işlevselliği, dışı ve içi arasındaki bağlantı elemanlarıyla, kar, rüzgar, yağmur ve güneş faktörlerinin içeri nüfuz etmesini kontrol altında tutarak arzu edilen iç mekan iklimini sağlamasını içeriyor. Bu işlevsellik ise esasta altı maddeye bağlı; Isı akışının kontrolü, yağmur ve kar girişinin kontrolü, güneş ışığı ve radyasyonun kontrolü, su buharı yayılması kontrolü, yapı hareketlerindeki uzlaşma, hava akışının kontrolü.

Isı akışının kontrolü genellikle yalıtım ile sağlanıyor. Dışarıdan görünmemesine rağmen giydirme cephe sistemlerinde, opak panellerin ya da cam kemer üstü dolgularının arkasında yalıtım kullanılıyor. Giydirme cephe sisteminin strüktüründe kullanılan ve son derece iletken olan malzemeler (cam ve metal) iç mekanda yoğuşma gibi problemlere yol açıyor. Bu etkinin kesilmesi için ise birçok giydirme cephe sisteminde iki ayrı özellik bulunuyor. Birincisi, çift camlı pencere ya da yalıtımlı metal panel kullanımı, ikincisi ise PVC plastik ya da köpüklü poliüretan pencere tirizleri* ile yüksek ısının kırılması. Çift camlı pencere ünitesi ile içerideki hava sıcaklığı %35 oranında artırılabiliyor ve dışarıdaki hava -25°C iken camlarda hafif bir buğu beliriyor.

Dış duvarlardaki yağmur etkisinin kontrolü için geleneksel yaklaşım, yapının dış cephesinin sızdırmaz olması, fakat geçmişte de tecrübe edildiği gibi, bir cepheden mükemmel sızdırmazlık beklenmesi çözüm olmuyor. Birçok sızdırmazlık uygulamasına sürekli olarak dikkat etmek ve korumak gerekiyor.

Cepheye yağmur etkisi üzerine yapılan araştırmalar, mükemmel cephe sızdırmazlığı yaklaşımından daha iyi çözümler ortaya koyuyor. “Yağmur perdesi”, fırtınalı yağmur sırasında, cephedeki yarık ve çatlaklardan sızan havanın azaltılması ya da önlenmesi yoluyla, yağmur suyunun doğruca binanın aşağısına inmesini ve çok az sızıntı olmasını sağlıyor. Birçok giydirme cephe sisteminde, pencere ve köşe paneller ile yapısal pencere tirizleri arasındaki eklenme noktası, yağmur perdesi sisteminin bir parçası olarak tasarlanmış ve bu tasarımın başarısı geniş bir alanda kabul görüyor.

Bina yüzeylerine düşen güneş radyasyonunun iki ayrı etkisi var. Birincisi, cephe elemanları üzerinde gözle görülür ısı derecesi değişikliğine yol açması, ikincisi ise ultraviyole radyasyonun bütün malzemeye yavaş ama yıkıcı bir şekilde etki etmesi. Giydirme cephe sistemlerinde, güneş ışınları sonucu meydana gelen termal genişleme ve kısalma büyük bir problem olarak ortaya çıkıyor. Panellerdeki genişleme ve kısalmanın sonucu olan camlardaki eğrilme, iç ve dış panellerdeki ısı farkları nedeniyle oluşuyor. Mevsimsel ve günlük ısı farkları da bu etkiye neden oluyor. 


Fonksiyonlarına Göre Giydirme Cephe Sistemleri

Taşıyıcı duvarlar, giydirme cephe sistemleri olmaksızın da strüktür ve korumayı sağlayabiliyor. Çerçeve içindeki bir pencerenin, ne zaman giydirme cephe sistemi olarak tanımlandığı sorusu ise estetik verilerden çok kaplama ile strüktür arasındaki fonksiyonel ilişki ile yanıt buluyor.

19. yy’ın sonlarında, giydirme cephe sistemleri, iskelet kafes sistemleriyle aynı zamanda görünmeye başlandı. Bu sistemler, dikkat çekici bir biçimde kalın bölme duvarlara benziyorlardı. Başlangıçta giydirme cephe sistemleri, yapıyla fonksiyonel ilişkisine göre tanımlanırken, 20. yy ortalarından itibaren, istenilen iç mekan koşullarını sağlamak için çevre faktörlerine karşı filtre görevi görmeye başladı. Güneş kırıcılar, çift cam ve basınç eşitleyen yağmur perdeleriyle cepheler dönemin ihtiyaçlarına cevap verirken, 20. yy sonlarından itibaren sofistike biyoklimatik sistemlerle zirveye ulaştı. Yeşil binalarda, bilgisayar ve kullanıcı tarafından kontrol edilen elemanlar bulunuyor. Temiz hava ve günışığının doğru kullanımı, konforu, sürdürülebilirliği ve enerji tasarrufunu bir arada sunuyor. 

Estetik
Giydirme cepheler, estetik eğilimlerin düzenlenmesiyle de tanımlanabiliyor. 20. yy mimarisinde, genellikle yenilikçi malzemelerin tercih edildiği, sayısız giydirme cephe teması görülebiliyor. Siparişle üretilen erken 20. yy cepheleri, tekilliğe eğilimli olsalarda, sonraları giydirme cepheler endüstri malzemesine dönüştü. 1930’lu yıllarda gelişen metal levha teknolojisi ve estetiği, otomobil ve uçak sanayisinin yanı sıra, inşaat sektöründe de kullanılmaya başlanarak, özellikle giydirme cephelere yön verdi. Ticari ve kurumsal binalarda, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru alüminyum pencere tirizleri, kendini tekrarlayan ızgaraları, yatay parmaklıkları ve yapının strüktürü ile bağlantısıyla ticari ve kurumsal yapılarda yoğun olarak kullanılmaya başlandı. 1950’lerin başında ise, yüzer yöntem keşfedilerek, cam daha geniş alanlarda kullanılır hale geldi.

İnsanların yaşadıkları mekanlarda sağlıklı ve üretken olmaları, mekanın ısıl konfor şartlarıyla yakından ilişkili. Binaların ısıl konforu sağlanırken, enerji tüketiminin minimumda tutulması gerekiyor. Günümüzde, giydirme cephe uygulamalarında üzerinde durulması gereken en önemli iki problem bu şekilde özetleniyor.

Kaynak: arkitera.com

Yazar Hakkında:

. Twitter / Facebook üzerinden takip et.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir