ÖZET
Bu çalışmada, ülkemiz prefabrike betonarme yapı uygulamalarında karşılaşılan bazı doÄŸru ve
yanlışlar ele alınmıştır. Buna göre, prefabrikasyon sektörün bazı yanlışlara raÄŸmen hızla geliÅŸtiÄŸi,
konut amaçlı yapılara kıyasla endüstriyel ve/veya sanayi yapılarda daha çok kabul gördüÄŸü, uygulama
aÅŸamasında (montaj), iç dekorasyon çözümlerinde hatalı uygulamalarla karşılaşılmakta olunduÄŸu,
diÄŸer taraftan ara insan gücü, tanıtım ve yerel iklim ÅŸartlarına göre yapı elemanı üretiminde bazı
sorunların yaÅŸanmakta olduÄŸu ileri sürülebilir. Bu sorunların çözüme kavuÅŸturulmasıyla sektörün daha
da geliÅŸmeye müsait olduÄŸu söylenebilir.
1. GİRİŞ
Bina yapım yöntemlerini geleneksel, rasyonel, prefabrike ve endüstriyel olmak üzere dört ana
guruba ayırmak ve bu çerçeve içerisinde incelemek mümkündür. EndüstrileÅŸmenin temel amacı çok
sayıda kaliteli ve ekonomik üretimdir. Dolayısıyla endüstrileÅŸmiÅŸ bir yapı ürününün ortaya
çıkarılmasında deÄŸiÅŸik teknolojik yapım yöntemleri uygulanabilir.
Bir yapıyı oluÅŸturan belli baÅŸlı parçaların yapı öÄŸelerin, tümünün ya da bir bölümünün daha
önce üretimlikte iÅŸlenerek yapım alanına getirilmesini ve orada birleÅŸtirilerek binanın kurulmasını
öngören yapım yöntemine "prefabrikasyon" denilmektedir. Hazır ürünlerin üretim adımını izleyen, bu
ürünlerin bir bütün içinde ve rasyonel gerçekleÅŸtirme süreci kapsamında birleÅŸtirilmesine
"endüstrileÅŸmiÅŸ yapı" denilmektedir. Prefabrike ile endüstriyel yapımlar arasındaki fark, yapım
yöntemi açısından deÄŸil de "yapı sistemi"nin endüstriyel yapım olmasıdır.
Bugüne kadar farklı prefabrike betonarme yapılar hakkında çok deÄŸiÅŸik tanımlar yapılmıştır.
Ancak genelde şu noktayı vurgulamakta yarar vardır. Prefabrike betonarme bir yapı ile geleneksel
betonarme yapılar arasındaki en önemli fark: birinin önceden fabrikada parça parça yapılması,
sonunda parçaların ÅŸantiyede birleÅŸtirilmesi; diÄŸerinin ise, ham maddelerin ÅŸantiyeye getirilerek
burada ürün hale getirilmesi olayıdır. Bunun dışında ikisi de betonarme yapıdır. Aslında bu anlamda,
bütün yapılar için "prefabrik yani ön üretimli veya ön yapımlı" denilebilir. Çünkü inÅŸaatlarımızda
kullandığımız birçok malzeme gibi camlar fabrikada, tuÄŸlalar fabrikada, karo-fayans fabrikada
üretilmektedir. Kapı ve pencere marangozhanede yine önceden yapılmaktadır. Mutfak dolapları gibi
birçok ankastre elemanlarda daha önce baÅŸka ortamlarda yapılmaktadır. Daha birçok yarı mamul
elemanlar iÅŸ akışına göre ÅŸantiyeye getirilerek yerinde takılmaktadır. Ancak bu böyle olmakla birlikte,
günümüzde binada prefabrikasyon, binanın taşıyıcı sistemi ve duvarların bitmiÅŸe yakın bir biçimde,
belki sadece son kat boyası atılmamış olarak fabrikada hazırlanması, daha sonra şantiyede
montajlarının yapılması şeklinde anlaşılmaktadır (Ekinci, 2005).
Yapı sektöründe prefabrikasyon, yapı bölümlerinin bir sanayi tesisinde üretiminden sonra
bunların yapım yerine taşınarak birleştirilmesiyle yapının oluşturulması anlamına gelmektedir.
Prefabrikasyon, yüksek kalite standardı ve hızlı yapım saÄŸlamakla birlikte, ancak ekonomik olacak
sayıda yapının üretimi söz konusu olduÄŸundan maliyet etkin bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Prefabrike yapıların Avrupa’da yaygın olarak kullanılması II.Dünya savaşı sonrasına rastlamaktadır.
Yıkılan kentlerin yeniden ve kısa zamanda kurulması ile ilgili kararlar, prefabrikasyonu en geçerli
seçenek durumuna getirmiÅŸtir. Bu dönemde prefabrikasyon sistem ve tekniklerinde büyük geliÅŸmeler
olmuÅŸtur (Ersoy, 1987). Ülkemize 1960’lı yıllarda giren prefabrikasyon, sanayi yapıları baÅŸta olmak
üzere, diÄŸer binalar, köprüler, menfezler, lamba direkleri, kent mobilyaları alanlarında geliÅŸmektedir.
Ülkemizde prefabrike beton üretimi yaklaşık 3 milyon metreküp düzeyindedir.
Genel inÅŸaat sektöründe prefabrikasyonun aldığı payı yaklaşık %7’dir. Sadece sanayi
tesislerinin %80′inde prefabrik sistem kullanılmaktadır. Prefabrikasyonun konut üretiminde kullanım
düzeyi (%1) oldukça düÅŸüktür. GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde bu oran %75’nin üzerindedir. Sanayi tesislerinde
prefabrik karkas sistemlerinin ve beton elemanlarının kullanılmasının nedeni olarak prefabrikasyonla
büyük açıklıkların ekonomik olarak geçilmesi ve tesislerin çok kısa bir sürede tamamlanarak faaliyete
geçmesi ÅŸeklinde ifade edilebilir.
SanayileÅŸme çabalarının gittikçe yoÄŸunlaÅŸtığı ülkemizde, bu çabaların paralelinde endüstri
yapılarına olan talep giderek artmaktadır. Günümüzde, özellikle tek katlı-geniÅŸ açıklıklı endüstri
yapılarının üretiminde, betonarme prefabrike iskelet sistemler (bileÅŸenlerinin kolay standardize
edilebilmesi, kısa zamanda üretilebilmesi ve ön yatırım maliyetinin düÅŸüklüÄŸü nedeniyle) sıklıkla
tercih edilmektedir. Söz konusu üstünlüklerinden dolayı bu sistem; ülkemizde endüstri yapılarının
üretiminde, %75 gibi yüksek bir uygulama oranına sahip bulunmaktadır. İkinci dünya savaşının yıkımı
sonrasında özellikle Avrupa’da %80 gibi bir paya ulaÅŸmış olan sektörde, yapı stokunun saÄŸlanmış
olması ve geliÅŸen refah ile prefabrikasyon payı dünyada azalmıştır. Yüksek taşıma maliyetleri, mevcut
tesislerin taşınabilir yapılıp talep merkezlerine yakın kurulmalarına yol açmaktadır. Hafif prefabrike
yapılara olan talep ile bu alandaki teknolojik geliÅŸmeler sürmektedir.
Betonarme prefabrike iskelet sistemlerle tek katlı geniÅŸ açıklıklı ve çok katlı yapılar
üretilebilmektedir. Ancak her iki üretim biçiminde, taşıyıcı sistem bütünü, eleman ve birleÅŸim
düzeyinde uygulanan çözümler ve sorunlar farklılaÅŸmaktadır. Tek katlı geniÅŸ açıklıklı betonarme
prefabrike sistemler ile üretimde; elemanlar fabrikada prefabrike olarak üretilerek, ÅŸantiyede montajı
yapılmaktadır. Taşıyıcı sistem; kolon, kiriÅŸ ve çerçeve elemanlarından oluÅŸmaktadır. Bu sistemde
duvarlar; bölücü, gerektiÄŸi durumlarda ise rijitleÅŸtirici eleman konumundadır (Ekinci, 1990, Ekinci,
1995; Gönül ve Demirel, 2003).
Aslında prefabrikasyon esaslı bir bina ile geleneksel yöntemlerle inÅŸa edilen binanın maliyeti
birbirine çok yakın olduÄŸu söylenebilir. Konutlarda tercih edilmemesinin temel nedeni ise finansman
hususudur. Prefabrikasyonla birkaç ayda bitirilebilen bir bina, geleneksel yöntemlerle 12 aydan uzun
süre alabilmektedir. Uzun sürdüÄŸü için de finansmanın saÄŸlanması çok daha kolay olabilmektedir. Bu
nedenle, bir bina yapım sisteminin doÄŸru olup olmadığını anlamak için bazı kriterleri karşılayıp
karşılamadığına bakılmalıdır. Bu konuda Prof.Dr.Semih Tezcan’ın ileri sürdüÄŸü deÄŸerlendirme
kriterleri tekrar tartışılmalıdır. Buna göre, prefabrike inÅŸaat teknolojilerinin deÄŸerlendirme kriterleri
baÅŸlıca üç kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar Zorunlu, Koruyucu ve İhtiyari kriterlerdir. Mevcut
prefabrike yapı bu kriterlere göre karşılaÅŸtırıldıktan sonra mevcut yapıda doÄŸru ve yanlışlar çok daha
tutarlı yaklaşımlarla ortaya konulmuÅŸ olacaktır. Zorunlu kriterler arasında TS 825’e göre ısı yalıtımı,
yangına karşı direnç, titreÅŸim, tesisat, ses yalıtım özelliÄŸi, rüzgara ve depreme karşı direnç
gösterilebilir. Koruyucu kriterler, daha ziyade ekonomik konuları, teknolojik özellikleri, insan gücü ve
makine ihtiyaçlarını içermektedir. İhtiyari kriterleri ise montaj kolaylığı, inÅŸaat-iklim iliÅŸkileri, kaynak
kullanımı, inÅŸaat kapasitesi, deneyim ve kullanım tecrübesi birikimidir (Tezcan, 1987).

2. PREFABRİKASYONDA DOĞRULAR
Hızla artan nüfusu, devam eden kentleÅŸme olgusu, büyük ölçüde altyapı ve konut ihtiyacı
nedeniyle, ülkemiz ekonomisinde inÅŸaat sektörünün her zaman ağırlıklı bir yeri olmuÅŸtur (Öztekin,
1990). Yapı veya yapıları sistematik bir tasarım içerisinde tekrarlanabilir elemanlara ayırmak, çok
sayıda elemanı fabrika koÅŸullarında yüksek kalitede ve endüstriyel yöntemlerle üretmektedir. Üretilen
her bir bağımsız yapı elemanı ÅŸantiyede uygun yöntemlerle birleÅŸtirilmektedir. Prefabrikasyon;
planlamaya, programlamaya ve kontrole yatkın yapısı nedeniyle, inÅŸaata yüksek hız, yüksek verimlilik
ve yüksek kalite kazandırabilmekte ve sonuçta ekonomik olabilmektedir.
Prefabrike binalar ve onların tüm elemanları, aynen monolitik binalarda olduÄŸu gibi, depreme
dayanıklılık bakımından, dayanım, düktilite ve katlar arası deplasman kriterlerini saÄŸlamalıdır. Ancak,
prefabrike elemanların birleÅŸim yerleri dayanım, düktilite veya deplasman bakımından, monolitik bir
binanın davranışına kesinlikle benzememektedir. İşte bu fark, prefabrik yapılarda birleşim yerlerinin
önemini derhal ön plana çıkarır. Öyle ki, prefabrik yapıların deprem güvencesi adeta birleÅŸim
yerlerinin güvencesi ile özdeÅŸleÅŸir. Denilebilir ki, eÄŸer birleÅŸim yerleri güvencede ise, prefabrik yapı
da güvencededir.
DiÄŸer taraftan, betonarme prefabrike elemanlar kullanılarak, çok çeÅŸitli binaları, kısa zamanda
ve ekonomik olarak inÅŸa etmek mümkündür. Günümüzde, endüstriyel üretim yapıları, otopark
binaları, iÅŸ merkezleri, yüksek katlı konut binaları, oteller, moteller, sportif binalar, eÄŸlence merkezleri
ve köprüler gibi hemen hemen her çeÅŸit yapı betonarme prefabrik olarak inÅŸa edilebilmektedir.
Prefabrikasyon bir standartlaÅŸma ve belli bir kalite düzeyini tutturabilmektedir. İnÅŸaat hızını
artırmaktadır. Prefabrikasyon; yönetim, organizasyon ve örgütlenmeye olanak saÄŸlamaktadır (Neyzi,
1989). Prefabrikasyon lehine avantaj saÄŸlayan çelik kalıbın birim elemana düÅŸen maliyeti, ahÅŸap kalıp
ve iskele maliyetinin 1/6’sından daha da azdır (Karaesmen, 1989). BaÅŸlangıç maliyeti olarak
prefabrikasyon daha pahalı görünse bile, bitiÅŸ maliyeti açısından bir dizi ucuzluklar ve yararlar
sağlamaktadır (Geray, 1989). Prefabrikasyonda inşaat kalitesi makinelerle; geleneksel inşaatlarda ise
iÅŸçilik kalitesiyle saÄŸlanmaktadır (Sorguç, 1989). Serbest piyasada eÄŸitim düzeyi en düÅŸük sektör
inÅŸaat sektörüdür. Prefabrike olarak üretilmiÅŸ kolonların tamamında birbirine çok yakın fiziksel
özellikler saÄŸlanmasına raÄŸmen geleneksel yöntemlerde durum çok deÄŸiÅŸken ve çok daha
düÅŸündürücüdür.
Prefabrike inÅŸaatın, özellikle endüstriyel ve/veya sanayi yapısı alanında tercih edilmesinin
başlıca nedenleri arasında,
• İnÅŸa zamanının kısalığı,
• Beton gibi çok uzun ömürlü, yangın, korozyon, sıcaklık deÄŸiÅŸimi, rutubet, rüzgâr yükleri ve
titreÅŸimler gibi her türlü olumsuz çevre ÅŸartlarında bile gücünü yitirmeyen bir malzemenin
kullanılması,
• Kalite kontrolün saÄŸlanabilmesi nedeni ile oldukça yüksek dayanımlı C30 ve C40 sınıfı beton
üretilebilmesi,
• Öngerme tekniklerine olanak saÄŸlaması ve
• Geleneksel inÅŸaata kıyasla daha ucuza mal olması gibi birçok faktör sayılabilir.
TekniÄŸine uygun olarak üretilmiÅŸ betonarme prefabrike yapı ve/veya elemanları, mevsim ve
kötü hava ÅŸartlarından kolay kolay etkilenmemektedir. Hızlandırılmış beton kür uygulanması ile
yüksek kaliteli beton kullanılmasına olanak saÄŸlar, standartlaÅŸmaya ve geliÅŸmiÅŸ kalite kontrol
tekniklerinin uygulanmasına elveriÅŸlidir. Öngerme tekniklerinin uygulanması halinde, geleneksel
betonarme imalata göre,
• Daha az kesitlerle daha büyük açıklıkları geçmek,
• Sehim ve çatlak kontrollerinde iyi bir performans elde etmek ve
• Malzemeden azami tasarruf saÄŸlamak mümkündür.
Ayrıca, betonarme elemanlara istenilen ÅŸekil ve profiller verilebileceÄŸi için, mimar ve
mühendislerin yaratıcı hayallerine uyabilen çok orijinal ve estetik yapılar elde edilebilir.
Betonarme prefabrik yapıların bu emsalsiz üstünlüklerinin yanı sıra, onların en önemli bir
özelliÄŸi, depreme karşı çok titiz ve dikkatli bir ÅŸekilde tasarlanmış olmaları gereÄŸidir. Genellikle,
betonarme prefabrike elemanlar, tek baÅŸlarına depremde hasar görmeyecek kadar yüksek malzeme
kalitelerine ve üstün dayanım gücüne sahiptir. Ancak, birleÅŸim noktalarındaki zayıflıklar, bu çok
saÄŸlam elemanların oluÅŸturduÄŸu prefabrike taşıyıcı sisteminde, çoÄŸu zaman beklenmedik hasarlara
neden olabilmektedir.

3. PREFABRİKASYONDA YANLIŞLAR
Prefabrike bir yapının dekorasyonda kullanılan malzemeler tek tek ele alındığında güzel,
ancak iÅŸçilik için aynı ÅŸeyleri söylemek oldukça zordur. Prefabrikasyonda detay sorunları halen
çözümlenmemiÅŸtir. Konut olarak kullanılan dairelerin birçoÄŸu bu nedenlerden ötürü kullanışsızdır.
Açılı duvarlar bazen yerleÅŸim sorunları yaratabilmektedir. Dairelerdeki havalandırma tesisatını
gizlemek için yapılan asma tavanların önemli bir bölümü kötü durumdadır. Deprem davranışı
açısından prefabrike ve birdöküm (monolitik) yapılar arasındaki en önemli farklılık, birleÅŸim
noktalarından kaynaklanmaktadır. İki prefabrike elemanın birleştirildiği noktalar deprem dayanım
zincirinin en zayıf halkasını oluşturmaktadır (Ersoy, 1987).
Mafsallı düÄŸüm noktaları enerji yutabilme ve düktilite açısından sistemin en zayıf yerleridir.
Montajda kolaylık saÄŸladığı ve üretim maliyeti bir hayli düÅŸük olduÄŸu için mafsallı düÄŸümler, rijit
baÄŸlı düÄŸümlere nazaran genelde çok tercih edilen bir baÄŸlantı ÅŸeklidir. Ülkemizde, bir katlı
endüstriyel yapılarda, bütün kiriÅŸler birbirlerine ve kolon baÅŸlarına mafsallı olarak baÄŸlanırlar.
Kolonların alt başları temele ankastre bağlı kabul edilir. Deprem esnasında kirişlerde ve
kolonların üst uçlarında hiç bir moment aktarılması söz konusu deÄŸildir. Dolayısıyla deprem
zorlanmalarında, plastik mafsallaşmalar sadece kolon alt başlarında oluşur. Kolonlar, kirişlerden daha
az düktil olduÄŸu için, plastik mafsallaÅŸmanın kiriÅŸlerde oluÅŸmasını esas alan monolitik yapılardaki
baÅŸarılı düktil davranışı betonarme prefabrike taşıyıcılardan beklemek doÄŸru deÄŸildir. Bu nedenle,
yapı davranış katsayısı ve yük azaltma faktörü olan R’yi oldukça düÅŸük seçmelidir. Amerikan UBC–
97 yönetmeliÄŸinde R=2.2 ve Avrupa BirliÄŸi Eurocode 8–98 yönetmeliÄŸinde R=2 ve bazı hallerde
R=1.5 olduÄŸu halde, maalesef bizim deprem yönetmeliÄŸimiz TDY-98’de R=5’dir. Böylece, prefabrik
yapılarımız güvensiz duruma düÅŸürülmüÅŸ olmaktadır (Tezcan ve ÇolakoÄŸlu, 2003).
Prefabrike bir yapılarda sorunların en yoÄŸun yaÅŸandığı süreci, montaj aÅŸaması oluÅŸturmaktadır.
Yani, temel elemanlarının montajı prefabrikasyonda önemli bir sorundur. DoÄŸru yerleÅŸtirilmeyen
temel soketleri, özellikle diÄŸer elemanların montajında, montaj toleranslarını etkilediÄŸi için sorunlar
yaratmaktadır. Benzer durum, birleÅŸim yerlerinde de karşımıza çıkmaktadır. Bunlara ilave olarak,
yerinde döküm baÄŸ hatıllarının, temel soketleriyle birlikte yapılması gerekirken, organize sanayi
bölgesindeki birçok yapıda, tüm montaj iÅŸlemlerinin bitirilmiÅŸ olmasına karşın halen yapılmamış
oldukları da gözlemlenmiÅŸtir. Söz konusu alanda; yapının tamamlanması için giriÅŸimciye verilen
sürenin uzunluÄŸu (36 ay), yaptırımların yetersizliÄŸi, giriÅŸimcinin yeterli finansmana sahip olmaması ve
bilgi eksikliÄŸi nedeniyle montaj süreci, çok uzamıştır. Oysa üretici kuruluÅŸların, montaj için
önerdikleri süre ortalama olarak 10 gündür. Dolayısıyla; sistem bütünü içinde tamamen
rijitleÅŸtirilemeyen yapı elemanları; kısa süre içinde zararsız olan, ancak, uzun süre içinde olumsuz
olarak etkileyen hareketler ve yükler altında kalmışlardır.

Ülkemizin deÄŸiÅŸik sanayi bölgelerinde tespit edilen birkaç yapıda; temel, kolon, kiriÅŸ ve oluk
kiriÅŸi montajlarının yapılmış olmasına karşın, diÄŸer elemanların montajları, aradan uzun zaman geçmiÅŸ
olmasına raÄŸmen halen gerçekleÅŸtirilememiÅŸtir. Dolayısıyla, montaj sürecinin parçalanmış olması
çeÅŸitli sorunların doÄŸmasına neden olmakla birlikte, prefabrike yapının rasyonellik ilkelerine de ters
düÅŸmektedir. Bunlara ilave olarak; montajı yapılacak yapıların çevresinde montaj araçlarının dolaşımı
için gerekli olan yolların yapımının gerçekleÅŸtirilmemiÅŸ olmasının, montaj araçlarının hareketlerini
kısıtladığı ve montajı güçleÅŸtirdiÄŸi görülmüÅŸtür.
GiriÅŸimci ve üretici kuruluÅŸ arasında imzalanan özel ÅŸartnamede kalite-kontrol sorumluluÄŸu,
üretici kuruluÅŸa bırakılmıştır. Ancak, ÅŸartnamede herhangi bir yaptırım kararının olmaması nedeniyle
özellikle montaj aÅŸamasında iÅŸin kalitesi ve kontrolü açısından çeÅŸitli sorunlar yaÅŸanmıştır. Bu
sorunlar; prefabrike taşıyıcı elemanlarda olduÄŸu gibi, yerinde döküm uygulamalarında ve özellikle
birleÅŸim yerlerinde ortaya çıkmıştır. Kalite-kontrol mekanizmasının iyi kurulmamış olması, yapım
sürecinde taşıyıcı sistemde, taşıyıcı elemanlarda ve detaylarda proje dışına çıkılarak, bazı
deÄŸiÅŸikliklerin yapılmasına neden olmuÅŸtur. Örnek alanda faaliyet gösteren tüm kuruluÅŸlara ait
yapılarda akustik açısından herhangi bir önlemin alınmadığı gözlenmiÅŸtir. Oysa örnek alanda bulunan
yapıların yarısından çoÄŸu, gürültülü ve titreÅŸim yapan iÅŸ makinelerini barındırmaktadır. Bu durumda iÅŸ
makinelerinin yapacağı titreÅŸimler; gürültü sorununun yanı sıra tüm sistemi etkileyerek, yapı
elemanları ve birleÅŸimlere zarar verecek, özellikle de iÅŸ makinelerinin kolon gibi taşıyıcı elemanlara
yakın düzenlendiÄŸi yerlerde hasarları artacaktır.
Açıklığın 18 m’yi geçtiÄŸi yapılarda bant pencerelerin kullanılmış olmasının, uygun aydınlatma
düzeyi ve gün ışığından maksimum yararlanma açısından yeterli olmadığı düÅŸünülmektedir. Bu
durumda çatı pencereleri gibi özel çözümlere gidilmesi gerekmektedir. Örnek alanda yer alan
yapılarda ise bu tür çözümlere rastlanılmamakla birlikte, üretim türüne baÄŸlı olarak yapay aydınlatma
ile ilgili özel bir tasarıma da gidilmemiÅŸtir. Örnek alanda bulunan tüm yapılarda, ısıtma için herhangi
bir sistem önerilmediÄŸi için, yapı kabuÄŸunda da ısı korunumu için özel bir önlem alınmamıştır. Bu
durumda; ikinci ısı bölgesinde yer alan Diyarbakır’da yapı kabuÄŸunda kullanılan elemanların ısı
korunumu açısından (UD =0,94 W/m²K ve UT =0,56 W/m²K) deÄŸerleri ile yetersiz olduÄŸu
görülmüÅŸtür. Dolayısıyla, iç mekan konforu açısından yapı kabuÄŸunu oluÅŸturan elemanlarda gerekli
önlemlerin alınması gerekmektedir. Benzer ÅŸekilde mekan içinde oluÅŸan nemin tahliyesi için de
herhangi özel bir önlem alınmamıştır. Mekan içindeki fazla nemin dışarı atılması, sadece kapılar
aracılığı ile doÄŸal havalandırma yöntemiyle gerçekleÅŸtirilmektedir. Ayrıca, yapı kabuÄŸunda nemin
neden oluÅŸturacağı hasarlara yönelik herhangi bir önlem de alınmamıştır. Bu durumun yapı kabuÄŸunda
zamanla hasarlara neden olması, kaçınılmaz olarak görülmektedir. Panellerin birleÅŸim noktaları bu tür
sistemlerde en sorunlu yerlerdir. Panellerin bir bütün olarak çalışması, hava ve su geçirimsizliklerinin
saÄŸlanması ve birleÅŸimlerde ısı köprüsünün oluÅŸmaması gerekmektedir. Panel aksları bir noktada
kesiÅŸmelidir.
Panel sistemlerde birleÅŸim noktalarının düzenlenmesi en önemli konulardan biridir. Bir
yandan farklı elemanların bir bütün olarak çalışmasının saÄŸlanması, diÄŸer yandan da birleÅŸim
noktalarında ortaya çıkabilecek yalıtım sorunları, gerek tasarım gerekse gerçekleÅŸtirme aÅŸamasında
aşağıdaki konulara dikkat edilmesini zorunlu kılmaktadır:
• Yapının yatay ve düÅŸey kuvvetlere karşı stabilitesinin saÄŸlanabilmesi için birleÅŸimin
rijitliğinin sağlanması,
• Panel akslarının bir noktada kesiÅŸecek biçimde düzenlenmesi,
• BirleÅŸim noktalarının hava ve su geçirimsizliÄŸinin saÄŸlanması ve
• Isı köprüsü oluÅŸumuna engel olunmasıdır.
Panellerin birleÅŸimde esas olarak açık ve kapalı olmak üzere iki birleÅŸim tipi uygulanmaktadır.
Kapalı birleşim; panellerin birleşim noktalarında oluşan derzlerin, bir dolgu malzemesi ile tamamen
kapatılması esasına dayanmaktadır. SoÄŸuÄŸa karşı etkin görülmekle birlikte, panelin iç yüzeyinde
oluÅŸabilecek nem, dış yüzeye aktarılamamaktadır. Beton panellerin birleÅŸiminde dolgu malzemesi
olarak harç kullanılmakta, dışarıda kalan uç genellikle mastik türü bir malzeme ile kapatılmaktadır.
AhÅŸap panellerde temel prensip aynıdır. Derz genellikle yapıştırıcılık özelliÄŸi olan bir malzeme ile
kapatılmaktadır.
Açık birleÅŸimde temel prensip, dıştan gelen rüzgârın balona benzetilebilecek ve basıncı azaltan
bir boÅŸluÄŸa alınması ile iç kısma geçmesinin önlenmesidir. Bu boÅŸluÄŸa alçak basınç odası
denilmektedir. Uygulamalar, bu tür birleÅŸim ile yaÄŸmur suyunun da iç kısmına geçemediÄŸini ortaya
koymaktadır. Bu tür birleÅŸimde derz doldurulmadığından baÄŸlantı metal aksam aracılığı ile
yapılmaktadır. Önemli olan nokta, bu metalin panellerin alt yüzeyine yerleÅŸtirilmesi ile basınç
boÅŸluÄŸunda süzülen suyun uzaklaÅŸtırılmasıdır.
Kapalı birleÅŸimler ÅŸantiyede bir dolgu betonunun dökümünü ya da yapıştırıcı bir malzeme
kullanımı gerektirdiÄŸinden ıslak birleÅŸim olarak da adlandırılmaktadırlar. Açık birleÅŸimler ise benzer
nedenle kuru birleşim olarak adlandırılmaktadırlar.
Tasarımın saÄŸlıklı olmasının önkoÅŸulu, tasarımcının taşıma gücü sınır durumuna gelindiÄŸinde,
yapının davranış biçimini kestirebilmesidir. Bir baÅŸka deyiÅŸle, tasarıma sınır durumda plastik
mafsalların nerelerde oluşabileceğini kestirebilmeli ve gerekirse boyutlandırma ve detaylandırma ile
mafsalların oluÅŸma düzenini yönlendirebilmelidir (Ersoy, 1987).
BirleÅŸim bölgeleri zayıf prefabrike çerçevelerde ise, gerekli önlemler alınmadığı takdirde
ÅŸiddetli depremler altında sorun çıkması kaçınılmaz olacaktır. Zayıf baÄŸlantılı (mafsal gibi) çerçeveler
yatay yükler altında yeterli stabiliteye sahip olmayacak ve yeterli enerji tüketemeyecektir. Bu tür
çerçevelerden oluÅŸan yapıların depremde saÄŸlıklı davranmalarını saÄŸlamanın en uygun yolu, tüm yatay
kuvvetleri alabilecek kapasitede perde duvarlar oluÅŸturulmalıdır. Yani, sistemin salt çerçevelerden
oluÅŸtuÄŸu durumlarda, birleÅŸim bölgelerinin birdöküme eÅŸdeÄŸer yapılması gerekir. EÄŸer sistemde tüm
yatay yükü alabilecek kapasitede perde duvar varsa, çerçeve elemanlarının baÄŸlantılarının daha zayıf
olmasında bir sakınca görülmeyebilir. Tek katlı çerçevelerde yapı perdesiz de olsa zayıf birleÅŸimlere
(mafsal gibi) izin verilebilir. Ancak, böyle bir yapıda kolon kesitlerinin birdöküm yapıya oranla daha
büyük seçilmeleri gerekir.
Birçok prefabrike yapıda döÅŸemelerde prefabrik elemanlardan oluÅŸmaktadır. Bunların,
depremden oluÅŸacak yatay kuvvetleri bir düÅŸey elemandan diÄŸerine aktarabilecek dayanım ve rijitliÄŸe
sahip olmaları gerekir. Diyaframlar basit ve transfer olmak üzere iki baÅŸlık altında toplanabilir. Basit
diyaframlarda fazla bir sorunla karşılaşılmamakla birlikte, transfer diyaframlarında ciddi sorunlar
yaÅŸanmaktadır. Sorunun ana kaynağı, kendi katı dışındaki katların da yatay yüklerini aktarmak
zorunda olan transfer diyaframlarının, bina planının deÄŸiÅŸtiÄŸi düzeydeki katlarda ciddi sorunlar
yaÅŸanmaktadır. Deprem hesabı yapılırken, diyafram düzeyinde etkiyen aynı düzlemlerdeki zorlamalar
dikkate alınmalı ve bunların oluşturduğu kesme kuvvetleri ve eğilme momentleri hesaplanmalıdır.
Hesap yapılırken kiriÅŸ ve döÅŸemelerdeki donatının diyafram zorlamalarını karşılamakta etkili oldukları
unutulmamalıdır. Ancak, hesaba katılacak donatı eklerinin en az 40Ø bindirme ile yapılmış olması
zorunlu bir koÅŸuldur.
Prefabrike elemanlardan oluÅŸan kat düzeyi elemanların diyafram olarak etkili olabilmeleri
için, bu elemanların birbiri ile iyi bir biçimde baÄŸlanmış olması gerekir. Bu nedenle prefabrike
elemanlardan oluÅŸan diyaframlarda en önemli sorun, baÄŸlantı sorunudur. Elemanların birbirine baÄŸlı
olmalarının yanı sıra, oluÅŸan diyafram, saÄŸlıklı yük aktarabilecek özelliklere sahip birleÅŸimlerle düÅŸey
taşıyıcı elemanlara baÄŸlanmalıdır. Diyaframları birbirine ve düÅŸey taşıyıcı elemanlara baÄŸlamanın en
saÄŸlıklı yolu, üstte yerinde dökülen bir betonarme tabla bulundurmaktır. Ayrıca bu elemanların,
yerinde beton dökümü cıvata ve kaynakla da baÄŸlanmaları mümkündür. Ancak bu tür baÄŸlantıların
sağlıklı davranacağı deneylerle kanıtlanmalıdır (Ersoy, 1987).
Prefabrikasyonun geliÅŸmesinde tanıtımın oldukça önemli olup, bu konuda halen eksikliler
vardır. Yerel ve/veya bölgesel anlamda halen bir kalite sorunu vardır. Hazır elemanlarla yapılan
konutlar, ehliyetsiz taÅŸeronlar elinden çıktığı için çok kötü sonuçlar vermiÅŸtir ve vermeye devam
etmektedir. Niteliksiz uygulamaları gören konut kullanıcıları bu sistemden kaçmalarına ve olumsuz bir
eÄŸilimin yaratmasına neden olabilmektedir. Bu konuda Gaziantep ve Elazığ’daki öÄŸrenci yurtları
örnek olarak gösterilebilir.
Konut açığının kapatılmasında bir zorunluluk haline gelen prefabrikasyonda bu yönde verimli
bir ÅŸekilde yararlanılabilmesi için, prefabrikasyonun, “hız” ve “kalite” avantajlarının yanı sıra,
özellikle konut maliyetlerinde “ucuzluk” getirecek bir düzeye ulaÅŸması gerekmektedir. Üretim ve
montaj alanlarında yeterli bilgiye sahip teknik eleman ve özellikle yeterli sayıda yetiÅŸmiÅŸ ara eleman
bulunmadığından, uygulamalarda istendik kalite sağlanamamaktadır (Kulaksızoğlu, 1987). Bina girişi
anlamsız derecede sıkışık ve dar yapılmaktadır. Daireler içerisinde özellikle banyolarda kullanılan
seramikler estetik yoksunu ve montaj hataları mevcuttur. Cam giydirme cephelerde camı taşıyan
karkas ile betonarme unsurlar arasında çözülmesi çok zor olan detay hataları mevcuttur. Dairelerde
vestiyer koyacak uygun bir yer hemen hemen hiç düÅŸünülmemiÅŸtir. Bu kadar pahalı bir konutta
çamaşır için özel bir yer de bulunmamaktadır. Banyo da veya mutfakta tezgâh altında bir çamaşır
makinesi bulundurmak zorunluluğu vardır.
Betonarme prefabrike binaların, geçmiÅŸ depremlerdeki baÅŸarısız davranışlarına ait örnekler,
geçmiÅŸ dönemlerde Sayın ÇolakoÄŸlu tarafından ayrıntıları ile ele alınmıştır. 1964 Alaska depreminde
(M=8.4), Chrysler araba satış merkezi’nin çatısını örten, öngermeli ve 24 metre açıklıklı T-kiriÅŸleri ile,
diÄŸer Alaska otomobil satış ve bakım binası’nın prefabrike kiriÅŸ-kolon sisteminin göçme nedeni
olarak, sadece ek yerleri ve mesnetlerdeki baÄŸlantıların zayıflığı gösterilmektedir. 1994 Northridge,
California depreminde (M=6.8), betonarme prefabrike yapılar genelde çok iyi davranmıştır. Ancak,
California State University kampusundaki dört katlı otopark ile Northridge Moda Merkezi’nin üç katlı
prefabrike binası, burulmalar ve birleÅŸim yerlerindeki zayıflıklar nedeni ile göçmekten
kurtulamamıştır. Ülkemizde, hem 1998 Adana-Ceyhan depremi (M=6.3), hem de 1999 Kocaeli
depremi (M=7.4) sırasında endüstri yapıları genelde baÅŸarılı bir performans sergilemiÅŸlerse de, bazı
özel hallerde, maalesef çok acı tecrübeler yaÅŸanmıştır. Göçen veya kullanılamayacak kadar hasarlı
olan betonarme prefabrike endüstri binalarındaki baÅŸlıca kusur, genelde birleÅŸim yerlerindeki
zayıflıklar olmuştur.
17 AÄŸustos 1999 Kocaeli depremi sırasında bölgede mevcut yaklaşık 481 prefabrike endüstri
binasının 17 adedi tamamen göçmüÅŸ veya ağır hasar görmüÅŸ ve yaklaşık 14 adedi ise orta hasarlı
olduÄŸu için onarım ve güçlendirildikten sonra tekrar kullanıma açılmıştır.
Uygulama yeri iklim ÅŸartları dikkate alınmadan üretilen elemanların faydalı servis ömürleri
kısa olabilmektedir. Hava koÅŸullarına açık olan betonun yüzeyi pek çok etken altındadır. Bu hususa
pek çok örnek verilebilir. Åžiddeti, süresi ve niteliÄŸi, yanında betonun hakim güneÅŸe ve hakim rüzgar
yönüne göre denizden yüksekliÄŸi, deniz suyu serpintileri varlığı hava ile taşınan kum diÄŸer katı
parçacıklar, atmosfer kirliliÄŸi, don vb. etkenler sayabiliriz. YaÄŸmur, kar, sıcak deÄŸiÅŸimleri, havanın
oksijeni, güneÅŸ ışınları (ultra viole), rüzgar gibi iklimsel etkilere açık olan ahÅŸabın görünümü deÄŸiÅŸir
birleÅŸim yerleri açılır, yarılma, çatlama, çukurlaÅŸma, burulma olur.

4. SONUÇ VE ÖNERİLER
Sonuç olarak, betonarme ve prefabrike bir yapının deprem dahil çeÅŸitli yük etkileri altında
saÄŸlıklı bir davranış gösterebilmesi için, hesap yeterli deÄŸildir. Hesap kadar önemli olan, iyi bir sistem
seçilmesi, boyutların doyurucu olması, donatının bilinçli detaylandırılması ve yapıma gereken özenin
gösterilmesidir. Sistem seçimi, hesap ve detaylandırmada önkoÅŸul, iyi bir davranış bilgisidir.
Ülkemizde gözlenen hasar ve göçmelerin çok büyük bir yüzdesi hesap yanlışlıklarından deÄŸil, sistem
ve detay hataları ile özensiz yapımdan kaynaklanmaktadır (Ersoy, 1987). Ülkemizde prefabrike
elemanlarının kullanım potansiyelini artırmak amacı güden hazır proje uygulama yaklaşımını terk
etmeli; malzeme ve iklim ÅŸartlarını dikkate alan yerel anlamda özel projeler hazırlama yöntemi
benimsenmelidir.
Prefabrike sistemlerin en önemli konusu olan birleÅŸim noktaları, elemanların cinsine ve
birleÅŸim yöntemlerine göre çok çeÅŸitli olabilmektedirler. Yatay ve düÅŸey yüklere karşı güvenli olma bu
noktaların önemini artırmaktadır. Uygun bir birleÅŸim; teknik, ekonomik ve estetik ÅŸartları aynı
zamanda yerine getirebilmektedir. Prefabrike elemanlar arasında veya prefabrike elemanlarla yerine
dökme beton arasındaki birleÅŸimlerin ve bir birleÅŸim çeÅŸidi olan mesnetlerin projelendirilmesinde
aÅŸağıdaki hususlara çok dikkat edilmesi gerekir. Buna göre;
• BirleÅŸim veya mesnet, etkisi altındaki normal kuvvet, eÄŸilme ve burkulma momenti gibi
zorlamaları, güvenlikle birleÅŸen elemanların birinden ötekine aktarabilmelidir.
• BirleÅŸim o yapının ömrü boyunca karşılaÅŸacağı yükleri taşıyabilecek dayanımda olmalıdır.
• BirleÅŸim noktaları sürekli bir davranış göstermelidir.
• BirleÅŸimin süneklik katsayısı en az 4 olmalıdır.
• BirleÅŸimin hareket serbestliÄŸi (hacim deÄŸiÅŸtirme) olmalıdır.
• BirleÅŸim veya mesnetteki dönme, yer deÄŸiÅŸtirme ve deformasyonlarla, birleÅŸen elemanların
birbirine göre deformasyonları kabul edilebilir, sınırlar içinde olmalıdır.
• BirleÅŸim ve mesnetler kolayca kontrol edilmeli ve gerekiyorsa düzeltme yapılabilmelidir.
• BirleÅŸim ve mesnetler korozyona karşı korunmalı ve yangına dayanıklı olmalıdır.
• GörünüÅŸ (estetik) olarak yapıya katkıda bulunmalıdır.
• BirleÅŸim ve mesnet hesaplarında, sıcaklık deÄŸiÅŸimi ve sünme etkileri hesaba katılmalı ve bu
hesaplar TS. 500′deki esaslara uygun olmalıdır.
Kaynak: Cevdet Emin EKİNCİ*, Mehmet EMİNEL** ve Zuhal ÖZÇETİN**
*Fırat Üniversitesi Teknik EÄŸitim Fakültesi Yapı EÄŸitimi Bölümü 23119-Elazığ
**Bozok Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü 66200-Yozgat
Popülerliği: 7% [?]

















Yorum Yok
Yorum Yapın